Kitap Yorumu | Stefan Zweıg | Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

1 Mart 2017 Çarşamba


               Kitap Adı: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten)
Yazar: Stefan Zweıg
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Basım: 2012
Sayfa Sayısı: 62

Selam minna-san! :) Bugün size ''Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'' kitap yorumuyla döndüm. Maalesef yine belli bir aradan sonra dönüş yapmak zorunda kaldım. :/ Ah bu hayat neden bu kadar yorucu olmak zorunda ki... 

Konusu: 

Ünlü yazar R, 41. yaş gününde posta kutusunda ismi ve göndereni belli olmayan bir mektup alır. Merak eder ve okumaya başlar. Mektup ''Sana, beni hiç tanımamış olan sana.'' diye başlar. Yazar R, bu mektupla birlikte hiç farkında olmadığı bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalacaktır.

''O andan başlayarak seni sevdim. Biliyorum, kadınlar bu kelimeyi sana, senin gibi hep şımartılan bir erkeğe çok sık söylemişlerdir. Fakat inan bana, seni kimse o kız kadar, yani benim kadar, olduğum ve senin için hep öyle kalan ben kadar köle gibi ve bir köpeğin sadakatiyle kendini adayarak sevmedi, çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytuluklarda ki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz; çünkü bu sevgi, yetişkin bir kadının tutkulu ve bilinçaltında hep talep eden aşkının hiçbir zaman olamayacağı kadar umarsız, kendini karşısındakine hizmet etmeye adayan, boyun eğen, hep pusuda yatan ve tutkuyla yoğrulmuş bir sevgidir.''

Yorumum:

Kitap, 62 sayfa boyunca bir kadının ağzından anlatılıyor. Yıllar boyunca içinde tuttuğu platonik aşkına artık itiraf vakti geldiğindeyse bunu kendince sebeplerle gizli tutarak, isimsiz bir mektup yazmayı tercih ediyor. Stefan Zweıg erkek bir yazar olarak, karşı cinsin duygusunu o kadar güzel anlatmış ki hayran kalmamak elde değil. Kitabı okurken gerçek bir yaşam mı yoksa sadece bir hikaye mi bilemedim ama çok etkilendiğim bir gerçek. 

“Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?”

Kitabı okumaya başlamadan önce bir çok kişinin elinde gördüğümden önce bir ön yargıyla okumaya başlasam da kitap beni aldı götürdü diyebilirim. Bilinmeyen bu kadının içinde yaşam verdiği çeşitli duygular ve aşkın birleşmesiyle nitelikli bir psikolojik aşık olduğunu da çözdüm. Kitap boyunca bir kaç kez karşılaşmalarına rağmen, Yazar R'nin her defasında bu kadını tanımaması sinir bozucu olsa da, kadının onun kendisini tanımadığı halde bu karşılıksız aşkta diretip, kendi hayatının iplerini bir boşluğa bırakmasına daha bir sinir oldum diyebilirim. Kitabı ve bana hissettirdiklerini ne kadar seversem seveyim bir o kadarda sinirlendim. 

''Ben, bütün o zaman boyunca yalnızca sende yaşadım.''

Kitap anlatımı, içselliği ve o naif aşkın bu kadar ince sözlerle harmanlanmasıyla bütün övgüleri kesinlikle hak ediyor. Fakat bir nokta da bu kitapta psikolojik bir savaş var. Düşünün ki, bir kadının hayatı sadece bir adamdan ibaret olsun. Bu kadın yaşamı boyunca sadece onu düşünüyor ve yaptığı her şeyden ya da hayattan ne kadar zevk aldığı meçhul. Bana bir noktada aşktan çok takıntılı bir hastalık gibi geldiğini saklamak istemiyorum. Bir hayat tek bir aşkın uğruna heba olmamalıydı ve bu kadın sadece unutmayı tercih etmeliydi diyorum.Tüm yaşamı boyunca o saçma sıkıntılara göğüs gereceğine, çıkıp karşısına işte böyle böyle demeliydi. Bu noktada bilinmeyen kadına çok kızgınım. Tüm hayatını aşk denilen bir duygunun içine hapsederek ve tek kelime etmeden korkakça bir köşede kendini düşürebileceği en alçak şekilde yaşamayı tercih ettiği ve aşkını da yine sessiz sedasız itiraf ettiği için. 

''Biliyorum ondan sonra yine yalnız olacağım. Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.''

Yine de kitabın bana vermiş olduğu duygusal tavır sebebiyle beğendiğimi de söylemeden geçemeyeceğim. Önereceğim kitapların içinde kesinlikle yer alır. Ancak şahsi düşüncem bilinmeyen kadını hem sevdiğim hem de kızgın olduğum yönünde. Bence biraz daha cesaretli olmalıydı ve yüz yüze konuşarak bazı cevaplar almalıydı. Ya da bu aşk denilen takıntıdan kendini kurtarmalı ve başka şekilde bir hayat sürmeliydi... Yapmamış olması çok acı ve en büyük eksikliğim oldu. 

Kitap hakkında ki düşüncelerim bunlar. Aslında bana kalsa bu kadar değil, uzun uzun yazarım ama sizi de sıkmak istemiyorum. Hala okumadıysanız bu kitaba hemen bir şans verin derim. Ben yazarın diğer kitaplarını da kesinlikle okuyacağım. Favori yazarlarımdan biri oldu. Çünkü karşılıksız bir aşkı bu kadar naif bir şekilde yazılara aktarabilmek ve üstelik bunu bir kadının ağzından anlatmak herkesin yapabileceği bir şey değil. Kitap zaten çok kısa ve bir çırpıda okunuyor. Sadece yarım saatinizi ayırmanız bile yeterli. Son olarak mutlaka... okuyun...

Arka Kapak Yazısı:

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. 

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

Stefan Sweig Hakkında:


20 Ekim 1881'de Viyana'da doğdu 1920-1928 yılları arasında yazdığı Üç Büyük Usta, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Kendileriyle Savaşanlar, büyük ses getirdi. Hayatı boyunca her tür resmi ödülü reddeden Zweıg, 1940 yılında bir konferans için Güney Amerka'ya gitti ve hayatını orada sürdürdü. Zweıg, 23 Şubat 1942 yılında ikinci eşi Lotte ile birlikte, savaşın neden olduğu derin bir umutsuzluk duygusuyla, yarattığı bir çok roman kahramanı gibi ölümü seçti. 


18 yorum:

  1. Geçen bir blogda daha denk geldim bu kitaba. Yazarın 2 kitabını okumuştum, bunu da okumak istiyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kitaba ek olarak Santranç kitabını da okuyacağım. Umarım onu beğenirim. Bu kitapta değişik duygular içine girdim.

      Sil
  2. En kısa zamanda okuyacağım.:) Karşılıksız backlink kazan,hitini arttır.Çekilişe seni de davet ediyorum:)>>>> http://muhendisokur.blogspot.com.tr/2016/08/cekilis-var-1-ay-sureyle-5-siteye.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geç kalmadıysam bakacağım, teşekkürler. :)

      Sil
  3. Zweig'ın kalemine bayılıyorum ben. Her ne kadar aşk hastalıklı olsa da öyle güzel kaleme almıştı ki bitirmeden başından kalkamamıştım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben ne yazık ki ara vermek zorunda kaldım kitaba. :D Normalde bir oturuştu okunacak bir kitap ama karaktere sinirlendiğimden olsa gerek ara verip öyle okudum. :)

      Sil
  4. Ilknurcum nerelerdesin yahu? Ben de daha dün bu kiz ortada yok bir ugrayayim diyordum 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Derya ablacığımmm :* Buralardayım ama yine hayatın bahanesinden çok sık uğrayamaz oldum. <3 :))

      Sil
  5. Yazarın iki kitabını okudum ama aradığımı bulamadım. Herkes severken, ben niye böyle hissediyorum bilmiyorum. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seninle ben aynıyız kitapdaşım :D Hadi gel sarılalım :D

      Sil
  6. Stefan Zweig her zaman hayranlık beslediğim bir yazar. Bu kitabında ise gerçekten bir kadın gibi hissederek o satırları yazması beni çok etkilemişti. Şimdi olağanüstü gece adlı kitabına başladım. Onun da yazım dili gerçekten çok sürükleyici. Tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  7. bu kitabı çok seviyooom :)

    YanıtlaSil
  8. Kitabı okumaya başlamadan önce bende de aynı önyargı vardı aslında. Üstelik o zaman bu kadar popüler de değildi. Ama şu an en sevdiğim Zweig kitabı diyebilirim. En azından diğerlerinin bir tık üstünde :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir erkeğin bir kadının ağzından aşkı bu kadar naif anlatabilmesi gerçekten çok güzeldi. Benim içinde öyle. :)

      Sil
  9. Bende yakın bir dönemde okudum. Hem kadının takıntı derecesindeki tutkusuna kızdım hemde yazarın kalemine hayran kaldım. Ne yaman celişki :)
    Yazarın okuduğum ilk kitabı idi bu kitabın ardından satranç ve amok kuşucusunu okudum.
    İkisini de tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazarın bütün kitaplarını okuyacağım. Sizinle aynı fikirdeyim. Kitap bizi bayağı çelişkide bırakıyor. :)

      Sil
  10. Bu benim Stefan Zweig'den okuduğum ilk kitaptı. Ve çok beğendim. Okurken Bay R'yi oldukça kıskandığımı belirtmek isterim.

    Neyse, sizi yeni keşfettim ve blogger takip eklentisinden takip etmeye başladım. Bloğuma beklerim...

    Aşağıya bir kaç link bırakıyorum...

    Ben kimim ?

    Kitaplarım

    Filmler

    Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Kitap Yorumum

    Bu arada bloğunu tıpkı bir radyo istasyonu gibi kullandım bu yorumu yazarken... Ben yorumu yazana kadar o kadar çok güzel şeyler çaldı ki, bu playlist'i benimle paylaşmak zorundasın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blogunuzu mutlaka ziyaret edeceğim ve elbette müzikleri paylaşırım. :) Bende sizi takipte olacağım. Teşekkürler... :)

      Sil

 
DESİNG BY VALAR MORGHULİS